201604.28
0

YAPI MALİKİNİN KUSURSUZ SORUMLULUĞUNDA İLLİYET BAĞI ve TARAFLARIN İSPAT YÜKÜ (Av. Firdevs TANRISEVEN)

GİRİŞ

Hukuk sistemimizde kusura dayanan sorumluluğun yanında kusursuz sorumluluk hâlleri de kabul edilmiştir. Bunlardan biri olarak bina ve yapı eseri malikinin hukukî sorumluluğu 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunumuzun 69. maddesinde düzenlenmiştir.

Kişilerin hayatlarını sürdürdükleri, günlerinin büyük bölümünü geçirdikleri binaların ve yapı eserlerinin gelişigüzel yapılmaları ve bakımlarının ihmal edildiği durumlar görülmektedir. Bu sebeple kişilerin zarar görmesini önlemek anlamında, özen ve tehlike sorumluluğu kapsamında bir hukuki düzenleme yapılmıştır. Kanun koyucu, bu yapılar sebebiyle oluşan zarar tehlikesinin önlenmesi ve doğacak zararın tazmini amacıyla, bina ve yapı eserlerinden başkalarının gördüğü zararı tazminat hukuku konusu hâline getirmiştir.


1-GENEL OLARAK

Yapı sahiplerinin sorumluluğu, TBK’ da “Kusursuz Sorumluluk” esasına dayandırılmış ve bir “Özen Sorumluluğu” çeşidi olarak düzenlenmiş sorumluluk tiplerinden birisidir.

TBK md. 69 hükmünde, bir binanın veya diğer yapı eseri malikinin bunların yapımındaki bozukluktan veya bakımındaki eksiklikten doğan zararı gidermekle yükümlü olduğu hüküm altına alınmıştır. Bu sorumluluk tipinde malik, kusuru olmasa da sorumlu kılınmıştır. Yapı malikinin davranışı kusurlu ise bu takdirde ‘ek kusur hali’ sorumluluğu ağırlaştıracaktır.

Kısacası yapı malikinin sorumluluğu ‘yarar ve tehlike’ esasına dayalı olan, sorumlu açısından kurtuluş kanıtı getirme imkanı tanımayan, ağırlaştırılmış özen sorumluluğu olarak düzenlenmiştir.

Kurtuluş kanıtı getirme imkanına sahip olmayan yapı malikinin sorumluluktan kurtulabilmesinin yolu, nedensellik bağını kesen sebepleri ispat etmekten geçecektir[1]. Zira kusura dayanmayan sorumlulukta; sorumluluğu doğuran olay, zarar ve zararla söz konusu olay arasında bir illiyet bağı bulunması sorumluluğu doğurmak için yeterlidir[2].


2-UYGUN İLLİYET BAĞI ARAŞTIRMASI

Yapı maliki olarak sorumlu olan kişi objektif şartların gerekli kıldığı her türlü özeni göstermiş olduğunu ispatlayarak sorumluluktan kurtulamayacaktır. Uygun nedensellik bağının tespitinde dikkate alınacak ölçü, olayların olağan akışına, hayat tecrübesine göre meydana gelen sonucu yaratmaya elverişli bir durumun varlığı olacaktır[3]. Başka deyişle, hayatın olağan akışı ve hayat tecrübesi bakımından öngörülemez zararlar, uygun illiyet bağı kapsamında sorumluluğu doğurmayacaktır. Bazı hallerde zararın ortaya çıkış biçimi, yapım bozukluğu veya bakım eksikliğinin varlığını gösteren fiili bir karine oluşturur. Yapının yapımı ile ilgili mevzuata ve teknik kurallara uyulmadığı, alışılmış tedbirlerin alınmadığı ve resmi makamlarca yapılan denetimler sonucunda, bina ve yapı eserinin teknik niteliklerinin uygun görülmediği ispatlanırsa, bunlar eksikliğin ve illiyet bağının varlığına birer belirti sayılır. Keza, daha önce aynı zararların ortaya çıkması, zarar verici olaydan sonra yeni güvenlik tedbirlerinin alınmamış olması da birer belirti oluşturabilir[4]


Nedensellik bağını kesen sebeplerin olayda var olduğu halde, yapı sahibi sorumluluktan kurtulacaktır[5]. Mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve 3. Kişinin ağır kusuru halinde nedensellik bağının kesildiği kabul edilecektir.

A-Mücbir Sebep

Mücbir sebep, bina sahibinin önleyemeyeceği olaylar olarak özetlenebilir. Mücbir sebep denilen olgu yalnızca doğa olayı olmadığı gibi her doğa olayı da mücbir sebep sayılmamaktadır. Örneğin; rüzgar sebebi ile reklam panosunun bulunduğu yerden koparak kişileri yaralaması, elektrik direğinin park halindeki aracın üzerine düşmesi gibi durumlarda zararın sebebi mücbir neden değil reklam panosunun sağlam monte edilmemiş olması ve direğin hatalı dikilmiş olmasıdır. Balkondaki saksının, çatıdaki kiremitin rüzgar etkisi ile düşebileceği öngörülmeli ve ona göre önlem alınmalıdır. Burada öngörü ve alınan tüm tedbirlere rağmen olumsuz hadisenin gerçekleşmesi halinde, sorumluluğun doğup doğmayacağı konusundaki değerlendirme, mahkeme aşamasında bilirkişilerin tespiti ile mümkün olabilecektir.

1999 senesinde Gölcük’te gerçekleşen deprem her ne kadar doğa olayı olsa da yıkılan binalar nedeni ile oluşan zararlardan bina malikleri sorumlu tutulmuşlardır. Zira o dönemden beri zihinlere yerleşen “bina öldürmez insan öldürür” ifadesi son derece haklıdır. Binaların çoğunda tespit edilen; imalat hataları, malzeme eksiklikleri, imara ve ruhsata aykırı inşa edilmeleri büyük zarara sebebiyet vermiştir. Bu durumlar karşısında müteahhidin, yüklenicinin, mühendisin kusura dayalı sorumlukları olsa da bina malikinin kusursuz sorumluluğu gündeme gelecektir. Zarardan sorumlu olan malikin kusurlulara rücu hakkı saklıdır.

Yapı malikinin tasarrufunu engelleyen toplumsal olaylar da mücbir sebep olarak değerlendirilebilir. Savaş, seferberlik v.b. haller

 

B- Zarar Görenin Kusuru

Örneğin; kiracının kaçak elektrik kullanması sonucu elektrik akımına kapılması kiracının fiilinden kaynaklanan bir zarardır. Dolayısıyla bina malikini TBK m.69 anlamında sorumlu tutamayız. Yine yangının gerçekleştiği bir kiralananda, kiraya verenin genel bakım gözetim yükümlülüğünü yerine getirmesine karşı, kiracının zarara sebebiyet verecek ilave tesisatlar çekmiş olması halinin de bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyiz. Zira kira sözleşmesinin yapılmasının ardından kiracının özel alanı ve konutu halini alan kiralanana, kiraya verenin kiracının rızası olmaksızın girmesi ve kontrol gerçekleştirmesi mümkün olmayacaktır. Bu durumda kiracının tehlike arz eden bir durumu gidermesi noktasında kiraya verene ihbar bulunduğu durumların haricinde kiraya verenin müdahalesi son derece kısıtlı kalacaktır.

Burada bahsedilen zarar görenin ağır kusuru halidir. Zarar görenin bağışlanamaz ağır kusuru varsa, zarar sırf onun bu eylemi dolayısı ile ortaya çıkmışsa artık malikin sorumluluğu olmayacaktır.

C- 3.Kişinin Kusuru

Terör olayları nedeni ile patlayan binalarda zarar gören kişiler bina malikinin sorumluluğuna dayanamayacaktır. Ya da alkollü sürücünün yoldan çıkması neticesinde yolun kenarındaki dükkana ve içerisindeki kiracının mallarına zarar vermesi halinde bu zarardan bina malikinin sorumluluğuna gidilemeyecektir. Zira her iki halde de 3. kişinin kusuru illiyet bağını kesmiştir.

 

3- İSPAT YÜKÜ

Madde 69 hükmünde ispat yükünün davacıya mı yoksa davalıya mı düştüğü konusunda bir düzenleme yoktur. Bu durumda genel düzenlemelere bakılması gerekmektedir.


M.K. m. 6’da ispat yükü düzenlenmektedir. Bu hükme göre “kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür”. Bu genel kuraldır. MK. m. 6 hükmü ve BK. m. 42/1 ’deki “zararı ispat etmek davacıya düşer” hükmündeki ispat yükümlülüğü kuralı göz önüne alındığında, ispat yükü davacıya düşmektedir. TMK md 69 da illiyet bağının varlığı konusunda bir karine kabul edilmemiştir. Bu çerçevede, davacı, yapım bozukluğunu veya bakım eksikliğini ispat etmesi gereken zarar görenin, bir de illiyet bağının varlığını ispat etmesi gerekir.

Bazen illiyet bağının ispatı çok zor olabilir. Bu tür durumlarda, zarar verici olgunun, bina veya yapı eserinin yapılışındaki bozukluğa veya bakım eksikliğine bağlanması, hayatın olağan akışına uygun ise, hakim illiyet bağının varlığına karar verebilir[6]. Dolayısıyla, hakim, ispat yetersizliği durumunda olayın olağan akışına göre ve hayat tecrübesine göre, zararın bakım veya yapım eksikliğinden kaynaklanmış olabileceğine hükmedebilmektedir. Davalı malik ise, zararın bakım ve yapım eksikliğinden kaynaklanmadığını ispat etmelidir.

Davalı bakımından ispat yükümlülüğü, kendisini sorumluluktan kurtarabilmek açısından karşımıza çıkmaktadır. TBK md 69 hükümlerinde düzenlenen sorumluluk türünde gerek kanun düzenlemesi gerekse Yargıtay içtihatlarıyla, sorumluluktan kurtulmak oldukça zorlaştırılmıştır[7].  İlliyet bağını kesen hallerden birinin varlığı veya zarara yapım bozukluğu veya bakım eksikliği dışında ve bunların bir katkısı olmaksızın mücbir sebepten, üçüncü bir kişinin kusurundan kaynaklanan başka bir kazanın sebep olduğu kanıtlanmadığı takdirde ispat yükü yerine getirilmiş sayılır. Nedensellik bağının kesildiğini ispatlamak ise malikin işidir[8].

Aşağıda paylaştığımız Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında görüleceği üzere, Yapı Malikinin sorumluluğu tam anlamıyla geniş olarak ele alınmakta, 3. kişinin ya da zarar görenin kusuru olsa dahi durumun geniş irdelenmesi ve malikin sorumluluğuna giden yolda illiyet bağının mutlak olarak kesilmiş olduğu ortaya konulmadığı müddetçe, TBK md 69 hükümlerine dayalı sorumluluğun ortaya çıkacağı benimsenmiştir.

Eldeki davada ise illiyet bağını kesen bu sebeplerden; zarara “üçüncü bir kişinin kusurundan kaynaklanan başka bir kazanın sebep olması” tartışılmaktadır. Kural olarak, hiç bir kimse, aynı zarardan üçüncü kişinin de sorumlu olduğunu ileri sürerek, kendi sorumluluğundan kurtulamaz. Her biri, zincirleme sorumluluk kuralları uyarınca zararın tamamından sorumlu olur. Bununla birlikte, üçüncü kişinin kusurunun çok ağır olması veya olaya neden olan eylemin çok önemli olması nedeniyle, birinci eylemin geri plana itilmesi durumunda, sonuç değişebilir. Belirtmek gerekir ki, üçüncü kişinin kusuru gerekli objektif yoğunluğa, başka deyişle gerekli ağırlığa ulaşmadıkça, zarar görenin kusurunda olduğu gibi illiyet bağını kesmeye yetmeyecektir. Diğer bir anlatımla, üçüncü kişinin kusuru yeterli ağırlığa ulaşıp, illiyet bağını kesmedikçe sonuç doğurmayacaktır. …Hakim illiyet bağının kesilip kesilmediğini değerlendirirken uygun illiyet bağının bulunup bulunmadığını değerlendirmeli ve üçüncü kişinin fiilinin illiyet bağını kesme halini çok dar yorumlamalıdır. Burada da dikkat edilmesi gereken husus hayatın olağan akışına ve binanın tahsis amacına göre meydana gelen zararın davalı bina maliki tarafından öngörülüp öngörülemeyeceği ve zararın önlenmesi için gerekli güvenlik ve emniyet tedbirlerini alıp almadığıdır. Yangının meydana geldiği iş merkezinin 200 dükkan için projelendirilmişken, ortak kullanım alanlarının kapatılması suretiyle olay tarihinde 230 dükkanın faaliyet gösterdiği, buna karşılık binanın yapıldığı zamandan sonra ek güvenlik tedbirlerinin alınmayarak sadece bina içerisinde mobil jeneratör kullanılmaması ve koridorlara eşya bırakılmaması şeklinde tabelalar asıldığı ayrıca büyük bir yangını söndürmeye yetecek yangın söndürme tüplerinin bulunmadığı, söz konusu iş merkezinde bazı alanlarda 30-50 ton arasında vernik, tiner ve yağlı boya gibi yanıcı, parlayıcı maddelerin depolandığı ve satışa sunulduğu, iş merkezinde merkezi jeneratör sisteminin bulunmadığı, her işyerinin ayrı ayrı mobil paket benzin ile çalışan jeneratörler bulundurduğu ayrıca merkezi bir otomatik yangın söndürme sisteminin bulunmadığı dosyada bulunan bilirkişi raporlarından açıkça anlaşılmaktadır. “ (YHGK , 2014/2058 E. ,  2015/1768 K.)


“Oysa, tuvalet rezervuar borusunun patlaması sonucu biriken suların alt kattaki sigortalı işyerine zarar verdiği kabul edilmiş ise de, patlamanın nedeni üzerinde durulması, tesisatın ve bunun yapılış tarzından kaynaklandığı tespit edilirse malik konumundaki davalının BK.58 maddesi uyarınca sorumlu tutulması, şayet tesisatın kullanımı ve kullanımı sırasındaki bakımsızlığı gibi kiracıya atfı kabil bir kusurdan kaynaklandığının saptanması halinde ise kiracı durumundaki diğer davalının BK.41.maddesi uyarınca sorumluluğuna karar verilmesi, en azından bu hususlarda bir tartışma ve gerekçe ortaya konulması gerekirken, bu düzenleme somut olay bakımından değerlendirilmediğinden, yazılı şekilde hüküm tesisi, bozmayı gerektirmiştir.’’(Y.11.HD.2008/5700 e.,2009/10367 K. 12.10.2009 T)

 

SONUÇ

Yapı malikinin sorumluluğuna ilişkin olarak,  Borçlar Kanunu ve Medeni Kanun’da düzenlenmiş olan diğer kusursuz sorumluluk hâllerinden daha ağır bir sorumluluk hali mevcuttur. Kurtuluş kanıtı getirme imkânı da tanınmamış olan bu sorumluluktan malikin kurtulabilmesinin tek yolu, illiyet bağını kesen durumu ispatlayabilmesidir. Yapı maliki zarara neden olan kişinin ağır kusurunu, üçüncü kişinin kusurunu yahut zarara bir mücbir nedenin sebep olduğunu ispat ile sorumluluktan kurtulabilecektir. Yalnız dikkat edilmesi gereken husus, kanun koyucunun bu alandaki hukuki düzenlemesinin çok geniş yorumlanıyor olmasıdır. Zira çalışmamızda yer verdiğimiz Yargıtay kararlarında görüleceği üzere, zarar dış etken nedeni ile gerçekleşmiş olsa dahi illiyet bağının mutlak olarak kesildiği ispatlanamadıkça yapı maliki kusursuz sorumluluk hükümleri çerçevesinde sorumlu olacaktır.

[1] ANTALYA, Gökhan, 6098 s. Türk Borçlar kanununa Göre Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Cilt I, Beta 2012, s.585.

[2] TANDOĞAN Halûk, Kusura Dayanmayan Sözleşme Dışı Sorumluluk Hukuku Ankara 1981 s. 3-10

[3] ANTALYA, s.598

[4] KOÇ Nevzat, Bina ve Yapı Eseri Maliklerinin Hukuki Sorumluluğu BK.m.58, Ankara 1990, sayfa 45 v.d.

[5] Y.4.H.D 24.02.1997 E.1996/11374 – K.1997/1191

[6] ERTEN Ali, Türk Borçlar Hukukuna Göre Bina ve İnşa Eseri Sahiplerinin Sorumluluğu, BK.58, Ankara 2000, s.205

[7] ERTEN, s.230

[8] EREN, F, “Sorumluluk Hukuku Bakımından Uygun İlliyet Bağı Teorisi”, http://auhf.ankara.edu.tr, (26.12.2010), s.143.