202007.29
0

ŞİRKETLER TOPLULUĞU HUKUKUNDA HAKİM TEŞEBBÜS KAVRAMI, Av. Alihan Koca

ŞİRKETLER TOPLULUĞU HUKUKUNDA

HAKİM TEŞEBBÜS KAVRAMI

Av. Alihan Koca

            Hukukumuzda bulunan bir takım kanunlarda bir süredir kullanılan “Hakim Teşebbüs” kavramı ticaret hukuku literatürüne ilk kez 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda[1] şirketler topluluğu ana başlığı, hakim ve bağlı şirket alt başlıklı 195. maddenin 5. fıkrasında düzenlenerek kazandırılmıştır.

Şirketler topluluğu hükümleri ile yazının aşağı kısımlarında detaylıca açıklanacağı üzere, ticari hayatın gerçekleri ile hukuki düzenlemelerin ters düşmesi nedeniyle düzenlenmiştir. Nitekim önceki kanun döneminde ticari gerçekliğin hukuken reddedilmesi nedeniyle hak kayıpları, adalet ve hakkaniyet ile uyuşmayan durumlar yaşanmıştır. Şirketler topluluğu düzenlemesi de bu aykırılıkları hukuken disipline etme gayreti ile öngörülmüştür.

Bahsedildiği üzere ticaret hukuku alanında ilk kez kullanılan teşebbüs kavramının, kullanıldığı düzenlemelerin doğru ve amaca uygun bir şekilde uygulanmasının sağlanabilmesi için doğru bir tanımının yapılması ve unsurlarının ortaya konması gerekmektedir. Zira başta rekabet hukuku olmak üzere başka hukuk alanlarında uzun zamandır kullanılmakta olan teşebbüs kavramının ticaret hukuku anlayışı ve şirketler topluluğu düzenlemesinin amacı göz önünde bulundurulması suretiyle bu alana özgün olarak tanımlanmalıdır.

Bu çalışmada, önce şirketler topluluğu hükümlerinin düzenlenme amacı ve bu hükümlere neden ihtiyaç duyulduğu kısaca açıklanacak, daha sonra doktrinde kavramın açıklanması amacına ilişkin tartışmalı görüşlere de değinilerek “hakim teşebbüs” kavramı unsurları ile birlikte açıklanmaya çalışılacaktır.

 

  1. DÜZENLEMEYE DUYULAN İHTİYACIN VE ANA KAVRAMIN BELİRLENMESİ

 

  1. Şirketler Topluluğu Kavramı

Öncelikle belirtmekte fayda vardır ki şirketler topluluğu kurumu kural itibariyle ticaret şirketleri esas alınarak düzenlenmiş bir alan olarak göze çarpmaktadır. Nitekim Kanun’un 195/1. maddesi bu hususu açıkça ifade etmektedir. Fakat aynı maddenin 5. fıkrası ile bu kurala oldukça geniş bir istisna tanınmış ve hakim konumda bir ticaret şirketi gibi bir teşebbüsün de yer alabileceği düzenlenmiştir.

Şirketler topluluğu, hukuken birbirlerinden bağımsız ve ayrı ayrı tüzel kişilikleri bulunmasına rağmen ekonomik ve iradi olarak, kural olarak bir hakim/ana ticaret şirketinin doğrudan yahut dolaylı olarak hâkimiyetinde bulunan bağlı/yavru ticaret şirketleri ile, belirli hâkimiyet vasıtaları ile bu yavru şirketleri kontrol eden ana şirketin oluşturduğu bir bütünü ifade etmektedir. Diğer bir ifadeyle, hukuken birbirinden bağımsız tüzel kişilikler olarak teşekkül eden ticaret şirketlerinin aynı ekonomik gayeler çerçevesinde bir araya geldiği ve ekonomik açıdan bir bütün oluşturduğu durumlarda şirketler topluluğundan söz edilecektir.[2]

Kısaca belirtmek gerekir ise topluluk; bir ana şirket yahut hakimiyet sahibinin bir teşebbüs olması durumunda hakim teşebbüs ve yavru şirketlerden oluşmaktadır. Bu noktada her ne kadar Kanun hakim konum açısından bir istisnaya yer vererek bir teşebbüsün de bir ticaret şirketi gibi hakim konumda olmasına cevaz vermişse de, bu hakim konuma bağlı unsurlar açısından bir istisna durum düzenlenmemiş sadece ticaret şirketlerinin hakim şirkete bağlı olabileceği öngörülmüştür. Nitekim bu sebeple Kanun’un gerekçesinde[3] bağlı şirketler topluluk şirketi olarak isimlendirilmiştir.

  1. Şirketler Topluluğu Düzenlemesine Duyulan İhtiyaç

6762 sayılı mülga eski Türk Ticaret Kanunu’nda[4] (eTTK) yer almayan şirketler topluluğu düzenlemesi ilk defa 6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu (Kanun) ile düzenlenmiştir. eTTK’da düzenlenmemiş olan bu kavram ve hükümlerin Kanun’da ihdas edilmiş olmasının eTTK’da şirketler hukukuna yönelik mevcut hükümler ile giderilemeyen sorunlar nedeniyle olduğu açıktır. Nitekim ilk defa Kanun ile birlikte hukukumuza giren şirketler topluluğu hükümleri ve hükümler ile hukukumuza getirilen kavramlar ve kurumlar fiili ticari hayatın mevcut mevzuat ile giderilemeyen sorunlarını çözebilme ve bu problemlerin kaynağındaki hukuksal boşlukları doldurabilme amacı taşımaktadır. Zira eski kanun ticari hayata uzak, ticari hayatın gerçeklerini göz ardı etmekteydi. Bu durum ve şirketler topluluğu hükümlerinin getiriliş amacı Kanun’un gerekçesinde de şu ifadelerle belirtilmiştir: “Sermaye şirketleri, özellikle anonim şirketler hukuku, uzun yıllardan beri ekonomik yaşam gerçeğine yabancı bir hukukî varsayımda ısrar etmektedir. Bu varsayımın veya başka bir deyişle temel hipotezin yanlışlığı gün geçtikçe daha da belirgin hâle gelmektedir. Bu hipotez, bir şirketler topluluğu içinde yer alsa, bağlı şirket konumunda bulunsa bile bir şirketin, dolayısıyla bir sermaye şirketinin bağımsız olduğudur. Bir şirket başka bir şirketin hakimiyeti altında bulunsa, onun belirlediği politikalar kendi menfaatine uymasa bile uygulamak zorunda kalsa, hakim şirketin talimatlarını aynen yerine getirmeye fiilen zorunlu olsa, bu talimatların yerine getirilmesi kendisine kayıp verse bile bağımsızdır, serbest iradesini kullanır demek gerçeği görmezlikten gelmektir. Bu varsayım gerçeğe gözün kapatılması, yöneticilere, azlığa ve küçük pay sahiplerine haksızlıklar yapılması anlamına gelmektedir. Kanunlar, şirketler topluluğu olgusunu dikkate almadan, yönetim kurulu üyelerinin özen borcunu istisnasız düzenlemiş, hakim şirketin talimatlarına uyan yöneticileri sorumlu saymış, hatta, yargı onları tazminata mahkûm etmiştir. Haklılık temelinden yoksun bağımsız şirket dogmasına göre, bağlı şirketin yönetim kurulunun, bu şirketin menfaatini gözeterek karar alması gerekir; aksi halde sorumlu olur. Oysa, yavru şirketin yönetim kurulu, talimat altında çalışan, menfaatler çatıştığında, hemen daima hakim şirketin ve topluluğun menfaatlerini ön planda tutmak zorunda olan, aksi halde işini yitiren, hakim şirketin, topluluğun veya makro politikalar sebebiyle bir topluluk şirketinin yararına olup, kendi ortaklığının kaybı sonucunu doğuran kararlar veren bir organdır. Hukukî konumu “bağlı yönetim kurulu” terimiyle ifade edilir. Bağlı şirketin topluluk dışında kalan pay sahipleri de aynı çaresiz konumdadır. Kayıp hatta zarar tehlikesi altındadır.”[5]

Kanun’un gerekçesinde açıkça ifade edildiği üzere Eski TTK döneminde de ticari hayatta fiili olarak mevcut olan şirketler topluluğu yapısı kanuni düzlemde görmezden gelinerek mağduriyetlere ve haksızlıklara sebebiyet olmuştur.

Buna göre bu düzenlemenin amaçları; pay sahiplerini ve şirket alacaklılarını korumak ve bağlı şirket yönetim kurulu üyelerinin hakkaniyete aykırı bir şekilde bağlı şirketçe alınan kararlar dolayısıyla sorumluluğuna gidilmesini önlemek olarak başlıklandırılabilir.

  1. Bağlı Şirketin Pay Sahiplerinin ve Alacaklılarının Koruması

Yeni Kanun’la getirilen şirketler topluluğu hükümlerinin düzenlenmesindeki esas hedeflerden bir tanesi de bağlı/yavru şirketin topluluk dışında kalan pay sahiplerinin ve şirket alacaklarının haklarını muhafaza etmek ve bu kişileri korumaktır. Zira şirketler topluluğu yapısı, yavru şirket menfaatlerinin hakim şirket/teşebbüs yahut topluluğun tamamının üstün menfaatleri için feda edildiği bir yapıdır. Menfaatlerin yarıştırılması ve üstün menfaatin korunması sorunu nedeniyle bağlı şirketin hakim şirket dışındaki paydaşları ve alacaklıları zarara uğrayabilmekte, uğramasa dahi bu tehlike sürekli olarak bulunmaktadır ve bu yapı bahsedilen kişileri zarara uğratmaya son derece müsaittir. Bu itibarla bu durum göz önünde bulundurularak bu zararları önlemek ve kişileri korumak amacıyla şirketler topluluğu düzenlemesi içinde çeşitli özel dava hakları öngörülmüştür.[6] [7]

  1. Bağlı Şirket Yönetim Kurulu Üyelerinin Korunması

Kanunlar yönetim kurulu üyelerine özen borcu gibi belirli bir takım yükümlülükler yüklemiştir. Fakat bir şirket bir topluluğa bağlı şekilde hareket ediyor ise o şirketin kendisine ait iradesinden, kendi kararlarını bağımsız şekilde verebilen bir yönetim kurulundan bahsedilemeyecektir. Çünkü bağlı şirket yönetim kurulu, hakim şirket tarafından belirlenmiş bir strateji çerçevesinde verilecek talimatları yerine getirmek durmundadır. Dolayısıyla her zaman için bağlı şirket yönetim kurulları, şirket menfaatlerinin gerektirdiklerini yapamayacak, o yönde kararlar alamayacaklardır. Kurul, topluluk menfaatine öncelik tanımak durumunda kalacaktır. Dolayısıyla ortada bir menfaat ihtilafı durumu mevcuttur.[8]

Bu itibarla bağlı şirketin yönetim kurulu üyelerini gerçekliğe aykırı şekilde tamamen bağımsız bir şirket yönetim kurulu gibi, ihlal ettikleri yükümlülükler dolayısıyla sorumlu tutmak ve haklarında yaptırımlar tatbik etmek hakkaniyetle bağdaşmayacak ve adil olmayacaktır. Bu nedenle şirketler topluluğu düzenlemesinde bu durum da göz önünde bulundurularak, menfaat ihtilafının doğurduğu olumsuzlukları ortadan kaldıracak hükümler ihdas edilmiştir.[9]

  1. HAKİM TEŞEBBÜS KAVRAMININ BELİRLENMESİ ve UNSURLARI

 

  1. Genel olarak

Kanun’da 1915/1 ile şirketler topluluğunda bulunan bağlı şirketlerin yanı sıra topluluğun hakiminin de kural olarak bir ticaret şirketi olacağı öngörülmüştür. Yani şirketler topluluğunun süjelerini esas olarak ticaret şirketleri oluşturmaktadır. Fakat 195/5 ile topluluğun hakiminin de ancak bir ticaret şirketi olabileceği kuralına getirilen istisna ile teşebbüslerin de hakim konumda olabileceği öngörülmüş ve şirketler topluluğu düzenlemesinin uygulama alanı oldukça genişletilmiştir. İlgili fıkraya göre, “Şirketler topluluğunun hâkiminin, merkezi veya yerleşim yeri yurt içinde veya dışında bulunan, bir teşebbüs olması hâlinde de, 195 ilâ 209 uncu maddeler ile bu Kanundaki şirketler topluluğuna ilişkin hükümler uygulanır.” Esas olarak ekonomi alanında kullanılan bir terim olan teşebbüs sözcüğünün bu istisnayı belirtmek için tercih edilmesi isabetlidir.[10]

Kanun gerekçesinde şirketler topluluğu hükümlerinden kaçınmanın önüne geçilmesi, bu hükümlerin dolanılmasının engellenmesi amacıyla bu denli geniş bir kavrama yer verilmiştir. Dolayısı ile sıfatı, türü, amacı, görevi, yetkileri ve ehliyet durumu fark etmeksizin gerçek ve tüzel kişiyi yahut işletmeyi tanımlayıp hükümlerin uygulanmasından kaçınmayı sağlayacak yorumlara müsait bir hüküm ihdas edilmemesi sağlanmıştır.[11] Kanun tasarısının ilk halinde ilgili hükümdeki teşebbüs sözcüğü yerine işletme sözcüğü tercih edilmişti. Fakat teşebbüs kavramının daha geniş bir kapsama sahip olduğu gerekçesi ile Adalet Alt Komisyonu’nca yapılan değişiklik ile işletme sözcüğü yerine teşebbüs kelimesi tercih edilerek hükme yukarıdaki son hali verilmiştir.

  1. Kontrol Ölçütü ve Hakimiyet

Şirketler topluluğunu ve dolayısıyla hakim teşebbüs unsurunun varlığını belirleyebilmemiz için bir takım kavramların tanımlanması ve açıklığa kavuşturulması icap etmektedir. İlgili düzenlemede hakimiyet unsuruna değinilmiş, bir şirketin diğerlerine hakim olması halinde topluluk oluşacağı ifade edilmiştir.  Fakat hakimiyet kavramına ilişkin olarak bir tanım yapılmamıştır. Kanun koyucu hakimiyeti tanımlamak yerine hakimiyet vasıtalarını belirlemiştir. Fakat şirketler topluluğundan bahsedilebilmesi için aralarında hakimiyet ilişkisi kurulmuş, yani bir tanesinin diğerleri üzerinde hakim konumda olduğu şirketler gerekmektedir. Bu noktada şirketler topluluğundan söz edilebilmesi için mevcut olması aranılan merkez kavram hakimiyettir. Hakimiyet yoksa şirketler topluluğu da mevcut değildir.[12]

Fakat bu noktada şirketler topluluğu düzenlemesi asından öne çıkan bir sorun da sistem olarak  “hakimiyet ve tek elden yönetim” sisteminin mi yoksa “kontrol” sisteminin mi benimsenmiş olduğudur. Bu noktada her iki sistem incelenerek Kanun’un hangisini tercih ettiğinin belirlenmesinde yarar gözükmektedir.

“Hakimiyet ve tek elden yönetim” ölçütüne dayalı sistemde hakimiyet vasıtalarının sadece mevcut oluşu yani bunlardan birinin gerçekleşmiş olması hakimiyetin uygulandığı, üstün alttakine hakim olduğunun kabulü şeklinde yorumlanmamaktadır. Bu sistemde hakimiyetin kabul edilmesi için hakimiyetin gerçekten fiilen icra ediliyor olması aranır ve gerektiğinde bu olgunun ispat edilmesi istenir. Bu sisteme göre, şirketler topluluğunun hakiminin tek elden yönetim için gereken politikaları belirlemesi ve bunları topluluk içerisinde bulunan en alttaki şirketlere kadar fiilen icra ettiriyor olması gerekli görülmektedir. Eğer hakim şirket politikalarını uygulatabiliyor ise hakimiyet ve tek elden yönetimin var olduğu söylenebilir. Aksi halde, her şirket hakim şirket politikaları yerine kendi kararlarını uyguluyor ise tek elden yönetimin bulunmaması nedeniyle hakimiyetin ve dolayısıyla şirketler topluluğunun varlığından söz edilemeyecektir.[13]

Kontrol sistemini incelediğimizde ise hakimiyet vasıtalarının var olması hakimiyetin kabul edilmesi içi yeterli bir ölçüttür. Ayrıca hakimiyetin fiilen icra edilmesi gerekli görülmez. Başka bir deyişle kontrol sisteminde ana şirketin hakimiyetini uygulayıp uygulamadığı önemli değildir, bu değerlendirilmez; hatta hakimiyetin fiilen uygulanmadığının ispat edilmesine de bir sonuç bağlanmaz. [14] Kısacası, anılan bu kontrol sisteminin temel ilkesi şu şekilde izah edilebilir: kim hakimse, hakimiyeti de uyguluyordur. Fakat hakimiyet ve tek elden yönetim ölçütüne dayalı sistemde ise hakimiyet vasıtalarının sadece var olmasına, per se (kendiliğinden), hakimiyetinde uygulandığı yönünde bir yorum getirilemez. Hakimiyetin fiilen uygulanması gerekir.[15]

Son olarak, kanun gerekçesinde bu sistemler ile ilgili şunlar ifade edilmiştir: “Kontrol, matematiksel ve dolayısıyla kesin bir ölçüttür. Hakimiyet ise, karinelere de sonuç bağlar. “Kontrol” anlayışı, ana şirketin yavru şirketler üzerinde kurduğu veya kurduğu varsayılan hakimiyet olgusu üzerine yapılandırılmıştır. Kontrol araçları “kontrol” sistemini benimseyen düzenlemelerde çoğu kez sıra numarası altında sayılır: Sermaye çoğunluğu, oy çoğunluğu, yönetim organındaki üyelerin çoğunluğu gibi.”

Bizim düzenlememizde hangi sistemin tercih edildiğinin tespit edilebilmesi için ilgili hükmün incelenmesi gerekmektedir. Buna göre, Kanun’un 195. maddesi hakimiyet için gerekli olan yolları düzenlemesi nedeniyle incelenmesi gerekli olan hükümdür. Söz konusu hükmün 1 ve 2. Fıkralarına göre;

“(1) a) Bir ticaret şirketi, diğer bir ticaret şirketinin, doğrudan veya dolaylı olarak;

  1. Oy haklarının çoğunluğuna sahipse veya
  2. Şirket sözleşmesi uyarınca, yönetim organında karar alabilecek çoğunluğu oluşturan sayıda üyenin seçimini sağlayabilmek hakkını haizse veya
  3. Kendi oy hakları yanında, bir sözleşmeye dayanarak, tek başına veya diğer pay sahipleri ya da ortaklarla birlikte, oy haklarının çoğunluğunu oluşturuyorsa,
  4. b) Bir ticaret şirketi, diğer bir ticaret şirketini, bir sözleşme gereğince veya başka bir yolla hâkimiyeti altında tutabiliyorsa,

birinci şirket hâkim, diğeri bağlı şirkettir. Bu şirketlerden en az birinin merkezi Türkiye’de ise, bu Kanundaki şirketler topluluğuna ilişkin hükümler uygulanır.

(2) Birinci fıkrada öngörülen hâller dışında, bir ticaret şirketinin başka bir ticaret şirketinin paylarının çoğunluğuna veya onu yönetebilecek kararları alabilecek  miktarda paylarına sahip bulunması, birinci şirketin hâkimiyetinin varlığına karinedir.”

Görüldüğü üzere, birinci fıkra “kontrol ölçütüne uygun olarak hakimiyet vasıtaları düzenlenmiştir. Fıkradaki hallerden birinin gerçekleşmiş olması halinde hakimiyetin gerçekleştiği varsayılmış, bir hukuki faraziye öngörülmüştür.[16] Nitekim fıkranın son cümlesinde bir ihtimale değinilmemiş, “birinci şirket hakim, diğeri bağlı şirkettir” denilerek birinci fıkradaki yollardan bir tanesinin mevcut olduğu durumda hakimiyetin mevcut olduğunun kabul edildiği ifade edilmiştir. Diğer bir ifadeyle, birinci fıkrada sayılan durumlardan bir tanesinin gerçekleştiği takdirde, hakimiyetin ana şirketten bağlı şirkete yönelik fiilen uygulanıyor olup olmadığı önemsenmemiştir. Aksine hakimiyetin uygulanmadığına yönelik bir iddia ispat dahi edilemeyecektir. Bu itibarla Kanun’da şirketler topluluğuna ilişkin hakimiyet bahsinde “kontrol” sisteminin benimsendiği görülmektedir.

Bu noktada ifade edilmesi gereken husus ise ilgili hükmün birini fıkrasının aksine ikinci fıkrasında bir faraziye değil, bir karinenin öngörülmüş olduğudur. Nitekim kanun koyucu, hakimiyetin varlığının kabulü için şirket paylarının çoğuna sahip olmayı yeterli görmemiş, dolayısıyla payların çoğunluğuna sahipliği öngördüğü ikinci fıkrayı hakimiyetin varlığı yönünden bir karine olarak düzenlemiştir.[17] Kısacası birinci fıkra ile oyların çoğuna sahip olunması hakimiyetin kabulü için yeterli kabul edilirken ikinci fıkrada payların yani sermayenin çoğunluğuna sahip olunması hakimiyet kabulü yönünde aksi ispatlanabilir bir iddia olarak değerlendirilmiştir.  Bunun farklılığın sebebi ise oy çoğunluğunun pay çoğunluğunu etkisiz hale getirebilecek kabiliyette olabileceğidir.

Kanun’un gerekçesinde de kontrol sisteminin benimsendiği şu ifadelerle belirtilmiştir: “Tasarı, 195 inci maddenin birinci fıkrasından açıkça anlaşıldığı üzere “kontrol” sistemini temel almış, sadece ikinci fıkrasında bir karine kabul etmiştir. Karineye dayanılması halinde karşı taraf bunun aksini ispat etmek zorundadır.”[18]

Sonuç olarak, Kanun, hakimiyet vasıtalarını aksi ispatlanamaz bir hukuki varsayım, faraziye ve aksi ispata açık bir karine olarak iki farklı şekilde düzenlemiştir.[19]

  1. Hakim Teşebbüs Kavramı

Kanun’da ilgili hükümde hakim konumda bir teşebbüsün de yer alabileceği belirtilmekle beraber teşebbüs kavramının tanımı yapılmamış ve unsurları ortaya konmamıştır. Yukarıda belirtildiği üzere hükümleri dolanmayı engelleme düşüncesi ile tercih edilen teşebbüs kavramı ile topluluğun hakiminin sadece ticaret şirketleri değil gerçek kişiler, kamu tüzel kişileri, dernekler, vakıflar ve hatta bir tüzel kişiliği bulunmayan adi şirketler ve kişi toplulukları da olabileceği kapsam içindedir.[20] Başka bir deyişle teşebbüs, iktisadi hayatı kontrol eden bir şahıstan holdinge kadar yer alan silsiledeki bütün iktisadi süjeleri kapsayacak genişliğe haiz bir kavram olarak tanımlanabilir. İktisadi faaliyet yürüten bu süjeler gerçek yahut tüzel kişi oluşuna, özel veya kamu tüzel kişisi oluşuna, statüsüne veya idare şekline bakılmaksızın teşebbüs olarak kabul edilecektir. [21]

Teşebbüs kavramının kapsadığı süjeler yukarıda belirtilenler olsa dahi bunlar yer aldığı her ihtimalde teşebbüs olarak değerlendirilecek midir? Bu sorunun cevabının verilebilmesi için Ticaret Kanunu açısından teşebbüs kavramının unsurları ortaya koyulmalıdır. TTK’da teşebbüs kavramına yönelik bir tanım yapılmamış olmasına rağmen 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’da(RKHK)[22] teşebbüsün tanımına yer verilmiştir. Bu tanımdan yararlanmakta fayda vardır. Buna göre, RKHK’nın 3. maddesi teşebbüsü, “Piyasada mal veya hizmet üreten, pazarlayan, satan gerçek ve tüzel kişilerle, bağımsız karar verebilen ve ekonomik bakımdan bir bütün teşkil eden birimler” olarak tanımlamaktadır. Ayrıca tanımda geçen mal kelimesi “Ticarete konu olan her türlü taşınır ve taşınmaz eşyayı” ifade ederken hizmet kelimesi ise “Bir bedel veya menfaat karşılığında yapılan bedeni, fikri veya her ikisi beraber olan faaliyetleri” ifade etmektedir.

Doktrinde de rekabet hukuku açısından yazarlar tarafından tanımlar yapılmıştır. Tekinalp kapsamını geniş tuttuğu tanımda “teşebbüsün ilgili mal veya hizmet piyasasında, mal veya hizmet üreten, bunları pazarlayan, aracılık eden, danışmanlıkta bulunan, organizasyon yapan, bütün gerçek ve tüzel kişiler ile tüzel kişiliği bulunmayan ancak hukuken bağımsız ve ekonomik açıdan bir bütün oluşturan birimleri” ifade ettiğini belirtmiştir.[23] Topçuoğlu ise daha kısa bir ifade ile teşebbüsü, “sürekli olarak ve bağımsız bir şekilde iktisadi faaliyetleri konu edinen her türlü birimdir” şeklinde tanımlamıştır.[24]

Yapılan tanımlar ve açıklamalar dikkate alındığında doktrinde ve Rekabet Kurulu kararlarında rekabet hukuku açısından teşebbüsün ana unsurlarının ekonomik faaliyet ve bağımsızlık olarak belirlendiği ifade edilebilir. Ekonomik faaliyet ve bağımsızlığın tanımı Rekabet Kurulu’nun bir kararında[25] şu ifadelerle belirtilmiştir:

“…Kanun’da ekonomik faaliyet açısından herhangi bir sınırlama öngörülmemiştir. Dolayısıyla herhangi bir mal veya hizmet piyasasında üretim, satış, pazarlama ve dağıtım gibi ekonomik sürecin herhangi bir aşamasında faaliyet göstermek ekonomik faaliyet unsuru açısından yeterlidir. Ayrıca, faaliyeti yürütenin hukuki niteliği de önem taşımamaktadır, gerçek veya tüzel, kamu veya özel ekonomik faaliyette bulunan bütün aktörler teşebbüs kabul edilmektedir…

            … Teşebbüs tanımında yer alan diğer kriter ise bağımsız karar vermedir. Bağımsız karar verme, teşebbüsün aldığı kararların kendi dışında bir organın onayına tabi olmamasıdır. Bu anlamda doğru bir tespit için hukuki değil, ekonomik bağımsızlık esas alınmalıdır. Ekonomik bağımsızlık konusunda fikir vermesi açısından şu tanım verilebilir: “Bir işletmenin ekonomik bakımdan bağımsız sayılabilmesi için, o işletmenin yönetim ve muhasebe özerkliğine sahip olması, üretim finansman ve sürüm politikasının kendi ekonomik amaç ve çıkarları doğrultusunda kendi bünyesi içerisinde belirlenmesi, bu yoldaki ekonomik planlama ve karar yetkilerinin kendi bünyesi içerisinde kalması, kısaca başka bir işletmenin ekonomik egemenliği altında bulunmaması gerekmektedir…””

Ekonomik faaliyette unsurunun içeriğine bu faaliyete yönelik amacın da dahil olduğu belirtilmelidir. Başka bir deyişle, ekonomik düzeyde gerçekleştirilen tüm iş ve işlemlerin gelir kazanmak maksadıyla yapılması gereklidir. Kazanç elde etmek amacı önemli bir kriter teşkil ettiğinden dolayı, bu amacın bulunmadığı örneğin hibe amaçlı yapılan faaliyetler ekonomik faaliyet olarak değerlendirilemeyecektir. Ayrıca ekonomik faaliyet unsurunun gerçekleşmesi için faaliyetlerin bireysel düzeyde veya bir organizasyon dahilinde icra edilmesi önem taşımamaktadır.[26] Bu noktada dikkat edilmesi gereken ve ekonomik faaliyet unsuru nedeniyle düşülen bir yanılgı ise şudur; teşebbüs kavramı, ekonomik faaliyetin yürütüldüğü merkezi temsil etmemektedir.  Kavram ekonomik faaliyetin icra edildiği yeri değil, bu faaliyeti yürüten kişi yahut teşebbüs sayılan o birimi ifade etmektedir.[27]

Kurul kararlarında ve doktrinde yapılan açıklamalar neticesinde bağımsızlık unsurundan anlaşılması gerekenin hukuki bağımsızlıktan ziyade ekonomik bağımsızlık olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim hukuken bağımsız iki tüzel kişilerden biri kendi iktisadi faaliyetlerini yürütmek diğer tüzel kişiliğin etkisi altında kalıp ondan aldığı talimatlar neticesinde kararlarını alıyor ise hukuki bağımsızlık olmasına rağmen ekonomik bir bağımsızlıktan söz edilemeyecektir. Dolayısıyla, talimat alan tüzel kişiliğin teşebbüs niteliği bulunmayacaktır. Rekabet hukuku anlamında bu iki tüzel kişi tek bir teşebbüs olarak değerlendirilecektir.

Doktrinde, rekabet hukukunda açısından teşebbüsten bahsedebilmek için yukarıda belirtilen diğer iki unsurun yanında faaliyetin sürekli olarak gerçekleştirilmesi de aranmaktadır. RKHK’da devamlılık amacı yahut ekonomik faaliyetin devamlı olması yönünde bir şart koşulmamıştır. Fakat RKHK’nın amacının rekabeti   önleyici, bozucu yahut kısıtlayıcı durumları ve hakim pozisyonun kötüye kullanımını engellemek suretiyle rekabeti korumak olduğu göz önüne alındığında devamlılığı ve bu yönde bir amacı olmayıp sadece bir defaya mahsus olarak icra edilen faaliyetin rekabeti engellediğinden bahsedilemeyeceği için devamlılık unsuru, en azından devamlı olma amacının varlığı aranmalıdır. Ayrıca bu devamlılık, rekabet ortamını etkileyecek derecede bir devamlılık olmalıdır.[28]

Şu halde rekabet hukuku açısından bir teşebbüsün var olabilmesi için aranan unsurlar ekonomik faaliyet, ekonomik bağımsızlık ve faaliyette devamlılık olarak sıralanabilir.

Öte yandan, yukarıda değinildiği üzere kanun tasarısında teşebbüs kelimesi yerine işletme kelimesi kullanılmış daha sonra Adalet Alt Komisyonu’nda teşebbüs kavramının işletme kavramından daha geniş olması hasebiyle bu yönde bir değişiklik yapılmıştır. Bu itibarla ticari işletme kavramının da unsurlarının ortaya konması teşebbüs kavramını açıklamak açısından yarar sağlayacaktır. Kanun’un ticari işletme başlıklı 11/1 hükmü ticari işletmenin tanımını yapmaktadır. Buna göre “Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir.”  Bu tanımdan yola çıkarak ticari işletmenin dört ana unsurunun olduğu söylenebilecektir. Bunlar:

  • devamlılık
  • bağımsızlık
  • gelir sağlama hedefi (ekonomik faaliyet)
  • esnaf faaliyeti sınırını aşmadır.

Burada belirtilmesi gereken husus ticari işletmenin unsuru olan bağımsızlığın rekabet hukuku unsuru olan bağımsızlıktan farklı olduğudur. Teşebbüsün unsuru olan bağımsızlık bahsedildiği üzere ekonomik bağımsızlık anlamına gelmekte iken, ticari işletme unsuru olarak hukuki bağımsızlık söz konusudur. Zira aynı yahut benzer faaliyetlerin icra edildiği işletmelerin aynı tacire ait olması durumunda işletme bağımsızlığı söz konusu olamayacaktır. Fakat farklı tacirlere ait olsalar dahi iki işletmenin ekonomik olarak bağımsız olmaması ve ekonomik bütünlük oluşturması veya karar alma süreçlerinde biri diğerinden aldığı talimatlar neticesinde hareket eden iki işletmenin varlığı halinde rekabet hukuku anlamında bağımsızlıktan söz edilemeyecekken TTK 11/1 bakımından bağımsız ticari işletmeler olduğu söylenebilecektir. Nitekim bahsedilen unsur hukuki bağımsızlıktır.[29]

Doktrinde tartışmalı olmakla birlikte hakim görüş esnaf faaliyetinin sınırının aşılması unsurunun esasını buna yönelik amacın teşkil ettiği, gerçekte elde edilen gelirin sınırı aşıp aşmamasının önemli olmadığını fakat  buna yönelik bir amacın hedeflenmesinin bu unsurun oluşması için yeterli kabul etmektedir.[30] Nitekim esnaf sınırını aşan düzeyde gelir elde etmeyi amaçlamış bir işyerinin zarar etmesi halinde dahi ticari işletme olarak anılacağı vurgulanmaktadır. Bu görüşe yapılan eleştireler ise amaç unsurunun sübjektif olduğu, ispat edilmesinin zor olduğu nedeniyle yetersiz kaldığı bu yüzden fiili olarak da esnaf işletmesinin sınırının aşılır düzeyde gelir elde edilmesi gerekliliğinin ticari işletme için aranmasını gerektiğini ifade etmektedir.[31]

Diğer unsurların anlamı ise rekabet hukukundaki teşebbüsün unsurları ile aynı olduğu için tekrar edilmeyeceklerdir. Yukarıdaki açıklamalar yeterli görülmektedir.

Rekabet hukuku açısından teşebbüs kavramının ve Kanun’da tanımı yapılan ticari işletmenin unsurlarını ortaya koyduktan sonra şimdi bu unsurların ve bu unsurlar dışında Kanun sistematiği çerçevesinde ticaret hukukuna özel başka unsurların Kanun’un 195/5 hükmünde öngörülmüş olan teşebbüs kavramı için de aranıp aranmadığının incelenip, hakim teşebbüs kavramının ortaya konması gerekmektedir.

  1. Ekonomik Faaliyet

Bu unsurun Kanun’daki hakim teşebbüs kavramı açısından aranması gerekip gerekmediği hususunda bir görüş birliği bulunmamaktadır. Bir görüş ekonomik faaliyet yürütme unsurunun rekabet hukukunda kullanılan teşebbüs kavramının olduğu gibi şirketler topluluğu düzenlemesinde kullanılan teşebbüs kavramı için de aranması gerektiğini ifade etmektedir.[32] Fakat bu görüşü savunan yazarlar arasında şirketler topluluğu anlamında bir teşebbüs sayılabilmek için icra edilmesi gereken ekonomik faaliyetin anlamı ve ne ifade ettiği noktasında görü ayrılıkları bulunmaktadır. Zira bir görüşe göre pay sahibinin hakim konumda bulunduğu bağlı şirketin dışında başka bir iktisadi faaliyet yürütmesi gerekmekte ve bu durum o pay sahibinin diğer unsurlar da olduğu takdirde teşebbüs olarak nitelendirilmesi için yeterlidir.[33] İktisadi faaliyetin bulunması gerektiği savunan diğer görüşe ise sadece hakim iradenin teşebbüs olarak nitelendirilmesi için hakim bulunan şirket dışında bir iktisadi faaliyet yürütülmesi tek başına yeterli değildir. Bununla beraber şirket dışındaki iktisadi faaliyetinin hakime sağladığı menfaat nedeniyle bağlı şirket üzerindeki hakimiyetin kötüye kullanılacağı yönünde ciddi bir endişenin de duyulması gerekmektedir. Kısacası, hakim iradenin bağlı şirket dışındaki iktisadi menfaati nedeniyle bağlı şirketin izlediği iktisadi amaçların kendisine yabancılaştırılmış olmasını aramaktadır.[34]

Ekonomik faaliyet unsuru hakkındaki bir diğer görüş ise şirketler topluluğu düzenlemesi kapsamında bir teşebbüsten söz edebilmesi için bu hakim iradenin ekonomik bir faaliyet yürütmesi gerekmemektedir. Zira Kanun’da veya gerekçesinde bu yönde bir hüküm ihtiva edilmemiştir. Bu görüşe göre şirketler topluluğu hükümlerinin uygulanabilmesi için 195/1 ve 2’deki koşulların sağlanmış olmasının yeterli olduğu belirtilmiştir. Düzenlemede hakimin şirket yahut teşebbüs olması arasında bir ayrım yapılmadığı ifade edilmiştir.[35]

            Bu noktada kanaatimce ikinci görüş daha isabetlidir. Zira değinildiği gibi bir iradenin hakim konumda olabilmesi için 195/1 ve 2’nci fıkralardaki hakimiyet vasıtalarından bir tanesinin gerçekleşmiş olması hali kanun koyucu tarafından yeterli görülmüş ve bu durumda bu vasıtalardan birini gerçekleştiren şirket hakim niteliğini kazanmış olacaktır. Hakimiyet niteliği için bu ticaret şirketinin bağlı şirket dışında başka bir ekonomik faaliyet icra etmesi aranmamaktadır. Kanun koyucu tarafından hakim iradenin ticaret şirketi olması ile teşebbüs vasfında bir irade olması arasında niteliksel bir ayrım da yapılmamıştır. Başka bir ifadeyle, bir ticaret şirketi ilgili hükümlerde düzenlenen hakimiyet yollarından en az bir tanesi gerçekleştirerek hakim sıfatını kazanmaktadır ve bu noktada hakimlik sıfatının kazanılma yolu olarak teşebbüsler ile ticaret şirketleri arasında bir fark gözetilmemiştir. Bu itibarla bir iradenin şirketler topluluğu düzenlemesi çerçevesinde hakim teşebbüs niteliği kazanması için hakimiyeti altındaki bağlı ticaret şirketi dışında başka bir ekonomik faaliyet icra etmesi gerekmemektedir.

  1. Bağımsızlık

Şirketler topluluğunun hakimi konumunda bulunan iradenin teşebbüs olarak değerlendirilebilmesi için ekonomik ve hukuki olarak bağımsız olması işi doğası gereği şarttır ve teşebbüs kavramının bir unsurunu teşkil etmektedir.[36] Zira bir topluluğa hakim olup kendisine bağlı şirketlere talimat verme gücü bulunan bir teşebbüsün doğal olarak vermiş olduğu kararları kendisinin alıyor olması lazım gelir. Aksi halde kendisini ilgilendiren ekonomi politikalarına ve aldığı kararlara kendisi dışında başka bir irade tarafından karar veriliyor ise zaten bu durumda hakim bir iradeden değil bağlı bir şirketten yahut birimden bahsediliyor olacaktır. Ayrıca gerekçede de belirtildiği üzere şirketler topluluğu düzenlemesinin öngörülme sebebi hukuki olarak bağımsız fakat ekonomik açıdan bağlı olan şirketlerin kendisini ilgilendiren karaların ve politikaların hakimiyeti altında bulunduğu birim tarafından alındığı gerçeğinin görmezden gelindiğidir. Dolayısıyla bir teşebbüsün hakim konumda olmasından bahsedebilmek için hukuki olduğu kadar ekonomik olarak da bağımsız olması gerekir.

  1. Devamlılık

Yazarlar şirketler topluluğu çerçevesinde bir birimin hakim teşebbüs olarak nitelik kazanabilmesi için birimin devamlı şekilde hakim konumda bulunması gerektiğini ifade etmektedirler. Başka bir ifadeyle hakim teşebbüs kavramının unsurlarından bir tanesi de hakimiyetin devamlılığıdır. Yazarlar bu görüşlerine gerekçe olarak; şirketler topluluğu hakimiyetin tesisinin, hakim teşebbüsün belirlediği politikaların bağlı şirket menfaatlerine aykırı olsa dahi bağlı şirketlere uygulatılabilmesinin, bağlı şirketin aldığı talimatları hakim iradenin zoru ile yerine getirmesinin sağlanması için hakimiyetin devamlı surette olması gerektiğini göstermişlerdir.[37]

Kanaatimce hakim konumdaki bir iradenin teşebbüs sayılabilmesi için hakimiyetin devamlılığının bir unsur olarak değerlendirilmesi şirketler topluluğu hükümlerinin getiriliş amacıyla bağdaşmayacaktır. Zira yukarıdaki açıklamalarda değinildiği üzere 195/5 hükmünün gerekçesinde hükümde şirketler topluluğu hükümlerinin uygulanmasından kaçınmayı engellemek amacıyla geniş kavramlara ve ifadelere yer verildiği vurgulanmıştır. Nitekim hüküm sıfatı, türü, amacı, görevi, ehliyet durumu ne olursa olsun ticaret şirketi dışında bir birimi niteleyip hükmün uygulanmasından kurtulmaya müsait bir yoruma mümkün kılınmamıştır. Bu itibarla şirketler topluluğu hükümlerinin uygulanmasının temin edilmesi kanunun ruhu ile de bağdaşacaktır. Bu sebeple, devamlılık unsuru olmasa dahi hakimiyet vasıtalarının gerçekleşmesi suretiyle topluluğun hakimi konumuna sahip olmuş bir irade de teşebbüs olarak nitelenmelidir. Ayrıca, devamlılık unsurunun bulunmaması hakim teşebbüsün bağlı şirketi menfaatlerine aykırı şekilde hareket ettirecek ve dolayısıyla bağlı şirket alacaklılarını ve diğer pay sahiplerini zarara uğratacak gücü sahip olmamasını sağlamayacaktır. Düzenlemenin getiriliş amacı da zaten bu zararların doğmasının engellenmesidir.

Bununla beraber, yukarıda bahsedilen görüşün belirttiği üzere devamlılığı unsur olarak kabul etmelerinin sebeplerinden bir tanesi, hakim teşebbüsün belirlediği politikaları ve verdiği talimatların yerine getirilmesinin temininin sağlanması için hakimiyetin devamlı olması gerektiğinin kabul edilmesidir. Halbuki bir teşebbüsün yahut ticaret şirketinin hakim konumda bulunması için sadece 195/1-2 hükmünde düzenlenen hakimiyet vasıtalarının gerçeklemiş olması yeterli kabul edilmiştir. Hakimiyetin gerçekten kullanılıyor olması hakim teşebbüs kavramının varlığı için gerekli değildir. Zaten kullanılıyor olduğu varsayılmıştır. Bu itibarla, yapılan açıklamalar neticesinde hakim teşebbüs kavramının oluşması için devamlılık unsurunun gerekli olmadığı kanaatindeyim.

SONUÇ

            6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile ticaret hukuku alanında ilk kez şirketler topluluğu hukuku düzenlemesi öngörülmüştür. Şirketler topluluğunun ana süjesi 195/1 hükmünde de belirtildiği üzere ticaret şirketleridir. Bir ticaret şirketinin başka bir ticaret şirketine ilgili hükümdeki yollardan bir tanesi vasıtasıyla hakim olması halinde ise şirketler topluluğundan bahsedilebilecektir. Hakimiyet sağlayana hakim, sağlanana ise bağlı şirket denecektir.

Hükmün 5. fıkrası ile düzenlemenin uygulama alanını oldukça genişleten bir istisna kaleme alınmıştır. Buna göre, topluluğun hakiminin merkezi veya yerleşim yeri yurt içinde veya dışında bulunan bir teşebbüs olması halinde de şirketler topluluğu hükümleri uygulama alanı bulacaktır. TTK açısından teşebbüs kavramı ilk kez düzenlenmiş ve tanımına kanunda yer verilmemiştir. Bu nedenle tanımının yapılıp unsurlarının ortaya konması düzenlenen hükümlerin doğru uygulanabilmesi zaruridir.

Ticaret hukuku çerçevesinde teşebbüs kavramının tanımının yapılıp unsurlarının ortaya konabilmesi için teşebbüs kavramının uzun yıllardır kullanıldığı ve unsurlarının ortaya konduğu rekabet hukuku alanından ve RKHK’dan yararlanma yoluna gidilmesi önem taşımaktadır.

Bu itibarla rekabet hukuku doktrini ve Rekabet Kurulu tarafından yapılan tanım ve belirlenen unsurlardan yararlanılarak bu unsurların şirketler topluluğundaki teşebbüs kavramı için aranmasının gerekip gerekmediği değerlendirilmiştir. Buna göre; şirketler topluluğundaki hakim teşebbüsten bahsedilebilmesi için ekonomik olarak bağımsız bir iradenin topluluğun hakim konumunda yer almasının teşebbüsü nitelemeye yeterli olduğu kanaatine varılmıştır. Ayrıca bir iktisadi faaliyet icra etme ve devamlılık unsurları şirketler topluluğu düzenlemesinin sistematiği ve amacı göz önünde bulundurulduğunda hakim teşebbüs kavramının unsurlarını ihtiva etmediği görüşüne varılmıştır.


KAYNAKÇA

Aker, Halit                                                                 : Türk Ticaret Kanunu Madde 14 Hakkında Bazı Düşünceler Ve Yeni Bir Tacir Türü: “Hakim Teşebbüs”, BATIDER,C. 25, S.2, 2009 (çevrimiçi): https://www.jurix.com.tr/article/6649

 

Çakır Çelebi, Fatma Betül                                         :Şirketler Topluluğunda Hakim Teşebbüs, TFM, C. 4, S.1, 2018 (çevrimiçi)  http://static.dergipark.org.tr/article-download/e08f/dd55/8907/5b695c4ad43a7.pdf?

Demirkapı, Ertan                                                       :Ticari İşletmenin Tespiti Açısından Esnaf İşletmesi Kavramının Değerlendirilmesi, AHBVÜ-HFD, C. 17, S. 2, 2013 (çevrimiçi) http://static.dergipark.org.tr/article-download/5386/9a36/a2d3/JA75JU52PD/5cb9eae415a97_51fce33e3baf91eb66a1f4f2260eda04.pdf?



 

Karaman Coşkun, Özlem                                          :6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda Teşebbüs Kavramı ve Tacir Sayılmanın Sonuçları, MÜHFHAD, C. 21, S.1, 2015 (çevrimiçi) http://static.dergipark.org.tr/article-download/0c65/c980/c74c/5888df45826a4.pdf?

 


Okutan Nilsson, Gül                                                  : Şirketler Topluluğu, Bankacılar Dergisi, S. 79, 2011, (çevrimiçi) http://www.ticaretkanunu.net/wp-content/uploads/2013/01/Bankacilar-Dergisi-Sayi-79.pdf

Ünlü, Ünal                                                                 :Şirketler Topluluğunda Hakim ve Bağlı Şirketlerin Kontrol Ölçütü, Mali Çözüm Dergisi, Mayıs-Haziran 2016, s. 143 (çevrimiçi) http://archive.ismmmo.org.tr/YAYINLAR/MALI_COZUM/MALICOZUM135.pdf

Pulaşlı, Hasan                                                            :Türk Ticaret Kanunu Tasarısına Göre Şirketler Topluluğunun Temel Nitelikleri Ve Hakim Şirketin Güven Sorumluluğu, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. XI, S. 1-2, 2007, (çevrimiçi) http://webftp.gazi.edu.tr/hukuk/dergi/11_11.pdf

Susuz, Kaan                                                               :Şirketler Topluluğuna İlişkin Hükümlerin Uygulama Alanı Bakımından Hakim Teşebbüs Kavramı, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, S.2, C.18, 2012 (çevrimiçi) http://dosya.marmara.edu.tr/huk/fak%C3%BCltedergisi/2012C.18.S.2/6.oturum.pdf



Tekinalp, Ünal                                                           :Grup İçi Teşebbüsler Arasındaki Birleşme ve Devralmalar İçin Rekabet Kurulunun İznine Gerek Olup Olmadığı Sorunu, Cumhuriyetin 75. Yılı Armağanı, İstanbul, 1999


Topçuoğlu, Metin                                                      :Rekabet Hukuku Uygulamasında Teşebbüs Birlikleri, AÜHFD, C. 50, S.4, 2001 (çevrimiçi) http://static.dergipark.org.tr/article-download/1dc5/57c4/829d/imp-JA97UT97PK-0.pdf?

 

 

[1] RG T: 14/02/2011, RG S: 27846

[2] Kaan Susuz, Şirketler Topluluğuna İlişkin Hükümlerin Uygulama Alanı Bakımından Hakim Teşebbüs Kavramı, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, S.2, C.18, 2012, s. 269 çevrimiçi http://dosya.marmara.edu.tr/huk/fak%C3%BCltedergisi/2012C.18.S.2/6.oturum.pdf

[3] 195/4. madde gerekçesi

[4] RG T: 09/07/1956, RG S: 9353

[5] Gerekçe, 195 ila 209’uncu maddelerle ilgili genel açıklamalar

[6] Bkz: TTK madde 202, madde 206

[7] Fatma Betül Çakır Çelebi, Şirketler Topluluğunda Hakim Teşebbüs, TFM, 2018, C. 4, S.1,  s. 21 çevrimiçi  http://static.dergipark.org.tr/article-download/e08f/dd55/8907/5b695c4ad43a7.pdf?

[8] Gül Okutan Nilsson, Şirketler Topluluğu, Bankacılar Dergisi, 2011, S. 79, s. 90 (çevrimiçi) http://www.ticaretkanunu.net/wp-content/uploads/2013/01/Bankacilar-Dergisi-Sayi-79.pdf

[9] Bkz: TTK madde 202, madde 205

[10] Yazar şirketler topluluğu kurallarının henüz yeni ve gelişmekte olan bir alan olması nedeniyle bu terimin kullanımını isabetli görmüştür. Susuz, a.g.e., s. 272

[11] Gerekçe, 195. madde 5. fıkra

[12] Nilsson, s. 92

[13] Ünal Ünlü, Şirketler Topluluğunda Hakim ve Bağlı Şirketlerin Kontrol Ölçütü, Mali Çözüm Dergisi, Mayıs-Haziran 2016, S: 135, s. 143 (çevrimiçi) http://archive.ismmmo.org.tr/YAYINLAR/MALI_COZUM/MALICOZUM135.pdf

[14] Hasan Pulaşlı, Türk Ticaret Kanunu Tasarısına Göre Şirketler Topluluğunun Temel Nitelikleri Ve Hakim Şirketin Güven Sorumluluğu, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. XI, S. 1-2, 2007, s. 265 (çevrimiçi) http://webftp.gazi.edu.tr/hukuk/dergi/11_11.pdf

[15] Gerekçe,  195 ila 209. maddeler ile ilgili genel açıklamalar

[16] Gerekçe, 195. madde 1. fıkra

[17] Gerekçe, 195. madde. 2. fıkra

[18] Gerekçe, 195 ila 209. maddeler ile ilgili genel açıklamalar

[19] Çakır Çelebi, s. 22

[20] Halit Aker, Türk Ticaret Kanunu Madde 14 Hakkında Bazı Düşünceler Ve Yeni Bir Tacir Türü: “Hakim Teşebbüs”, BATIDER, 2009, C. 25, S.2, s. 284 çevrimiçi: https://www.jurix.com.tr/article/6649

[21] Metin Topçuoğlu, Rekabet Hukuku Uygulamasında Teşebbüs Birlikleri, AÜHFD, 2001, C. 50, S.4, s. 132 çevrimiçi http://static.dergipark.org.tr/article-download/1dc5/57c4/829d/imp-JA97UT97PK-0.pdf?

[22] RG T: 13.12.1994, RG S: 22140

[23] Ünal Tekinalp, 1999, Grup İçi Teşebbüsler Arasındaki Birleşme ve Devralmalar İçin Rekabet Kurulunun İznine Gerek Olup Olmadığı Sorunu, Cumhuriyetin 75. Yılı Armağanı, İstanbul, s. 781.

[24] Topçuoğlu, a.g.e., s. 134

[25] Rekabet Kurulu’nun 01-12/114-29 karar sayılı ve 13.03.2001 karar tarihli kararı (çevrimiçi) https://www.rekabet.gov.tr/Karar?kararId=c560ab01-e956-4629-baa4-637ea81281d9

[26] Raif Aktepe, Rekabet Birliği Açısından Teşebbüs Birliği Davranışları, Yüksek Lisans Tezi, 2019, s. 11-12

[27] Özlem Karaman Coşkun, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda Teşebbüs Kavramı ve Tacir Sayılmanın Sonuçları, MÜHFHAD, 2015, C. 21, S.1, s. 114 (çevrimiçi) http://static.dergipark.org.tr/article-download/0c65/c980/c74c/5888df45826a4.pdf?

[28] Karaman Coşgun, a.g.e, s. 116

[29] Ertan Demirkapı, Ticari İşletmenin Tespiti Açısından Esnaf İşletmesi Kavramının Değerlendirilmesi, AHBVÜ-HFD, 2013, C. 17, S. 2, s. 395-396 (çevrimiçi) http://static.dergipark.org.tr/article-download/5386/9a36/a2d3/JA75JU52PD/5cb9eae415a97_51fce33e3baf91eb66a1f4f2260eda04.pdf?

[30] Karaman Coşgun, a.g.e., s. 118

[31] Demirkapı, a.g.e., s. 383-384

[32] Karaman Coşgun, a.g.e., s. 122; Susuz, a.g.e., s. 273-275

[33] Karaman Coşgun, a.g.e., s. 122

[34] Susuz, a.g.e., s. 275

[35] Çakır Çelebi, a.g.e., s. 27

[36] Karaman Coşgun, a.g.e., s. 127; Çakır Çelebi, a.g.e., s. 27

[37] Karaman Coşgun, a.g.e., s. 117; Çakır Çelebi, a.g.e., s. 27