201809.11
1

İnsan Haklarının Temeli̇ Sağlık, Stj Av. Sevilay KAYABAŞI

İnsan Haklarinin Temeli̇ Sağlik

Sağlık hakkı, evrensel olarak kabul görmüş temel insanlık haklarından biridir. Kişilerin beden ve ruh sağlığı içinde yaşayabilmeyi istemesinin dayanağı olan haktır. Sağlık hakkı konusu yönünden sosyal haklar, tarihsel gelişim yönünden ise ikinci kuşak haklar arasında yer almaktadır. Ağırlıklı görüş pozitif statü hakkı olduğu yönündedir. Ancak hakkın getirdiği yükümlülükler pozitif statüyü aşmaktadır ve karşılayamamaktadır. Negatif yönü burada ortaya çıkmaktadır.

Sağlık hakkı yalnızca sağlıklı yaşamı talep edeni ilgilendiren bir hak değildir. Sağlık hakkı kapsamında hasta hakkı, sağlık profesyonellerinin hakları (ödev ve sorumlulukları), sağlık riskleri gibi hususları da kapsar. Ayrıca sosyal güvenlik hakkı da, meslek hastalıkları ve iş kazalarına karşı koruma sağlaması nedeniyle sağlık hakkı ile bağlantılı bir hak olarak karşımıza çıkmaktadır.Sağlık hakkını Türk hukukunda yer alan düzenlemelere göre inceleyecek olursak;

Türk hukukunda sağlık hakkı ile ilgili anayasal düzenleme ilk olarak 1961 Anayasası ile yapılmıştır. 1961 Anayasası’nin 49. maddesinde “devlet herkesin beden ve ruh sağlığı içinde yaşayabilmesini … sağlamakla ödevlidir” şeklinde sağlık hakkını devlet açısından bir yükümlülük olarak kabul etmiştir.

1982 Anayasası ise, öncelikle İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde olduğu gibi “yaşam hakkı”nı temel alan bir düzenlemeye 17. maddesinde yer vermiştir. İlgili madde; “Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbî deneylere tâbi tutulamaz.Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz.” şeklindedir.

Buna göre tüm yurttaşların yaşama hakları devlet güvencesi ve yükümlülüğü kapsamında koruma altındadır. Yaşama hakkı her hakkın olduğu gibi sağlık hakkının da ortaya çıkabilmesi için ilk şarttır. Bu yüzden ilk olarak yaşam hakkı düzenlemesi gelmektedir. Kişi yaşayacaktır ki, sağlıklı yaşamı talep edebilsin. Kişinin vücut bütünlüğün  dokunulamaz kabul edilmesi, kişiye maddi – manevi açıdan zarar verebilecek eziyet – işkence gibi fiillerin kabul edilemez oluşu sağlık hakkının insan hakları içinde özel yerini algılamak açısından da önemlidir.

1982 Anayasası’ nın 50.maddesinde ise “Kimse yaşına, cinsiyetine ve gücüne uygun olmayan işlerde çalıştırılamaz.Dinlenmek çalışanların hakkıdır.” denilerek çalışmanın sağlık ile bağlantısı kurulmuştur.

1982 Anayasası’nın 56. maddesinde “Sağlık Hizmetleri ve Çevrenin Korunması” başlığı altında:  “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. 
Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir. Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler. 
Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir. Sağlık hizmetlerinin yaygın bir şekilde yerine getirilmesi için kanunla genel sağlık sigortası kurulabilir.” denilmektedir.

Anayasa’nın 17. maddesi’nde söz edilen “Yaşama hakkı“ndaki “yaşamak” yalnızca “canlılık özelliklerine sahip olmak”  değildir. Bunun yanında bazı özellik, koşul ve olanakları içerir ki, bu da “sağlıklı yaşama hakkı“nı ortaya koyar. Dolayısıyla 17. madde 56. maddeye göre daha önemli ve öncelikli olup, daha temel bir hakkı ortaya koymaktadır.

1961 Anayasası sağlık hizmetlerini devlete temel ödev, yurttaşa ise hak olarak tanımlamıştır. 1982 Anayasası ise daha çok devlete yönelik düzenleme ve denetleme getirmektedir.Sosyal devlet anlayışına göre bu durum biraz ters düşmektedir. Son dönemde sağlıkta yapılan dönüşüm sosyal devlet anlayışına zarar getirmekle beraber yapılan düzenlemeler vatandaşa ağır bir yük yüklemektedir. Özellikle ilaç fiyatlarında vatandaşa ödetilen ücretteki fazla artış, buna ek olarak muayene ücretlerindeki fazlalaşma ülkemizdeki insanları zorlamaktadır.

Devamla, Anayasanın 60.maddesinde “Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir.Devlet bu güvenliği sağlayarak gerekli önlemleri alır ve örgütleri kurar.” hükmü yer almaktadır. Herhangi bir hakla ilgili olarak o hakları koyan ve koruyan devletin, her hakla ilgili üç temel görevi vardır. Bunlardan ilki “ dokunmama ” görevidir. Burada temel haklar bağlamında insanların yaşamlarına ve yaşama haklarına devlet yukarıda da belirtildiği üzere dokunamaz. Devletin ikinci sorumluluğu üçüncü kişiler ya da her türlü dış etkenden gelecek olan müdahale ve saldırılara karşı bu haklara “ koruma ” görevidir. Devletin üçüncü görevi de, bu haklardan yararlanılabilmesi için “ olanakları sağlama, olanakları uygun hale getirme,bazı hizmetleri yerine getirme ” sorumluluğudur.

Buna bakarak “sağlık hakkı” özel anlamda iki şeyi kapsamaktadır.Bunlardan birincisi sağlıklı olma hakkı, diğeri ise sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkıdır. Anayasadaki “hiç kimsenin rızası dışında vücut bütünlüğüne dokunulamaması ve tıbbi deneylere tabi tutulamaması“, kişilerin sağlıklı olma hakkı, sağlık hakkının kamusal koruma alanında olduğunu göstermektedir.

Sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkı aynı zamanda ekonomik ve sosyal bir haktır. Bu yönüyle devlete belli yükümlülükler yükler. Devlet bu ödevleri altına imza attığı ” Ekonomik, Sosyal, Kültürel Haklar Sözleşmesi “nin de bir gereği olarak yerine getirmek ve herkesin sağlık hizmetlerinden yararlanması için gerekli tedbirleri almak, kişilerin sağlık hizmetlerinden yararlanmasını sağlamak durumundadır. Bu yaklaşım Anayasa Mahkemesi kararları başta olmak üzere, mevzuatımızla da ortaya konulmuştur.

Anayasa Mahkemesi’nin sağlık hakkına değindiği çeşitli kararları vardır. Mahkeme 17.01.1991 tarihli 1990/27 E 1991/2 Karar nolu kararında sosyal güvenlik kapsamındaki kişilerin sağlık hakkı açısından eşit kapsamda olması gerektiğini vurgulamış ve bu durumu  “ yaşama hakkı bakımından kişilerin birbirlerine üstünlük sağlamaması gerekir ” şeklinde ifade etmiştir. İnsanların sağlık hizmetlerinden eş düzeyde faydalanmasının mümkün olması gerektiği açıktır.

AYM aynı kararında ayrıca “Kişinin yaşama hakkı, maddi ve manevi varlığını koruma hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez, vazgeçilmez temel haklardandır. Bu haklara karşı olan her türlü engelin ortadan kaldırılması da devlete ödev olarak verilmiştir. Güçsüzleri güçlüler karşısında koruyacak olan devlet, gerçek eşitliği sağlayacak, toplumsal dengeyi koruyacak, böylece gerçek hukuk devleti niteliğine ulaşacaktır” şeklindeki ifadesiyle yaşam hakkı dolayısıyla sağlık hakkının önemini vurgulamıştır.

Mahkeme bir başka kararında ise 23.02.2001 tarihli 1999/42 E 2001/41 K numaralı kararında“…kişilerin kutsal olan can ve sağlığının korunması en önemli bir ödev olarak Anayasa koyucu tarafından devlete verilmiş olup…” şeklindeki ifadesiyle, sağlık hakkının devletin yerine getirmesi gereken en önemli yükümlülüklerden biri olduğunu vurgulamıştır. Tüm bu neden ve gerekçelerle salt “yurttaşlık bağıyla” bu devlete bağlı olan herkesin, dahası Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesince tüm insanların var olmaları sağlık hakkına sahip olmalarına yeterlidir.

Hukukumuz açısından durum en özetiyle yukarıda belirtildiği gibi iken, sağlık hakkının uluslararası belgelerdeki özellikle İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’deki (kısaca İHEB) durumu aşağıdaki gibi özetlenebilir.

1948 İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 25.maddesi;

“1. Herkesin kendisinin ve ailesinin sağlık ve refahı için beslenme, giyim, konut ve tıbbi bakım hakkı vardır. Herkes, işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, yaşlılık ve kendi iradesi dışındaki koşullardan doğan geçim sıkıntısı durumunda güvenlik hakkı

  1. Anaların ve çocukların özel bakım ve yardım görme hakları vardır. Bütün çocuklar, evlilik içi veya evlilik dışı doğmuş olsunlar, aynı sosyal güvenceden yararlanırlar”

diyerek en temel hak olan “yaşam hakkı” çerçevesinde SAĞLIK HAKKI’na yer vermiştir.
Burada görüldüğü üzere sağlık hakkı ile sosyal güvenlik hakkı birarada düzenlenmiştir.

İkinci önemli belge olarak kabul edebileceğimiz, İHEB’im bir devamı ve onu açımlayan bir belge niteliğinde olan “Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi” nin 12. maddesi de sağlık hakkını “Sağlık Standardı Hakkı” başlığı altında şöyle düzenlemiştir.

  1. Bu Sözleşmeye Taraf Devletler, herkesin mümkün olan en yüksek seviyede fiziksel ve ruhsal sağlık standartlarına sahip olma hakkını tanır.
  2. Bu Sözleşmeye Taraf Devletlerin bu hakkı tam olarak gerçekleştirmek amacıyla alacakları tedbirler, aşağıdakiler için de alınması gerekli tedbirleri içerir:
  3. a) Varolan doğum oranının ve bebek ölümlerinin düşürülmesi ile çocukların sağlıklı gelişmelerinin sağlanması;
  4. b) Çevre sağlığını ve sanayi temizliğini her yönüyle ileriye götürme; 
    c) Salgın hastalıkların, yöresel hastalıkların, mesleki hastalıkların ve diğer hastalıkların önlenmesi, tedavisi ve kontrolü; 
  5. d) Hastalık halinde her türlü sağlık hizmetinin ve bakımının sağlanması için gerekli şartların yaratılması.

Görüldüğü üzere, belirttiğimiz düzenleme ile sağlık hakkı başlı başına bir hak olarak açıkça tanımlanmıştır. BM’nin sözleşmelerin nasıl yorumlanacağı konusunda zaman zaman “YORUM BEYANI” adı altında kararları vardır. 11.08.2000 tarihli ve E/C.12/2000/4 sayılı 14 nolu yorum beyanı da sağlık hakkı üzerinedir ve kapsamlı değerlendirmeler içermektedir.

Taraf olduğumuz 1954 yılında yürürlüğe giren Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinde yer alan “Herkesin yaşama hakkı yasa korumasının altındadır.” ifadesiyle başta yaşama hakkını bunun içinde de sağlık hakkını yasa koruması altına almıştır.

1965’te yürürlüğe giren Avrupa Sosyal Şartı’nda ise, 11. maddede ve “Sağlığın Korunması Hakkı” başlığı altında aşağıdaki gibi bir düzenleme bulunmaktadır.

Akit taraflar sağlığın korunması hakkının etkin biçimde kullanılmasını sağlamak üzere, ya doğrudan veya kamusal veya özel örgütlerle işbirliği içinde, diğer önlemlerin yanı sıra,

 
1-Sağlığın bozulmasına yol açan nedenleri olabildiğince ortadan kaldırmak;

 
2-Sağlığı geliştirmek ve sağlık konularında kişisel sorumluluğu artırmak üzere eğitim ve danışma kolaylıkları sağlamak;

 
3-Salgın hastalıklarla yerleşik mevzii ve başka hastalıklar olabildiğince önlemek; üzere tasarlanmış uygun önlemler almayı taahhüt ederler.”

Avrupa Sosyal Şartının öngördüğü denetim mekanizması çerçevesinde, 1994-1998 arası dönemi kapsayan 7. raporda Türkiye’nin, 11. madde belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmediği ve sözleşmeye uygun davranmadığı belirtilmiştir. Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesi’nde ise 35. maddede ve “Sağlık Hizmetleri” başlığı altında:

“Herkes, ulusal yasalar ve uygulamalarda belirtilen şartlar çerçevesinde koruyucu sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkına ve tıbbi tedaviden yararlanma hakkına sahiptir. 
Bütün birlik politikaları ve faaliyetlerinin tanımlanmasında ve uygulanmasında yüksek düzeyde bir insan sağlığı koruması sağlanmalıdır.”  şeklinde düzenlenmiştir.

Gerek ulusal, gerekse uluslararası hukuki düzenmelerden çıkan sonuç, sağlık hakkının tüm hakların adeta varoluş sebebi olduğu ve diğer tüm haklara sahip olmanın ilk şartı olduğunu ortaya koymaktadır. İnsanın en değerli varlığı sağlığıdır. İnsanı ve sağlığını koruyan en büyük olgu ise hukuktur.